Engin Şenel'in Mizah Kitabını Almak İçin Tıklayın
TeleDermatoloji.com Çevrimiçi Dermatoloji Eğitimi

İletişim Dr. Engin Şenel'e görüş, yorum ve düşüncelerinizi iletmek için: enginsenel@enginsenel.com adresine e-posta yollayabilirsiniz.
|
Xasiork, tarafımdan geç keşfedilmiş, fantazi, bilimkurgu, polisiye ve korku türlerinde eserler içeren ve ülkemizde ihmal edilen bu tarzlarda yazan yazarları bünyesinde barındıran bir oluşum.
Xasiork.biz sitesinde… Mutlaka girip, incelemek ve üye olmak gerekli…
Aşağıdaki paragraf, siteden alıntılanmıştır.
Xasiork Ölümsüz Öykü Kulübü bir edebiyat oluşumudur. Faaliyetlerinin odak noktası “edebiyat”tır. Sanal ve gerçek dünyada yazar ve yazar adaylarının bir araya gelmesini sağlayarak, geçmişte çok örneği görüldüğü gibi edebiyat alanında iyi atılımlar yapılmasını sağlamaktır. Türkiye’de fantazi, bilimkurgu, polisiye, gerilim, korku gibi türlerin gelişimini amaç edinmiş, kendi hayal gücümüzün farkına varabilmek, bu türlerde hem ülkemizde hem yurtdışında söz sahibi olabilecek bir edebiyat oluşturmak için mücadele etmiştir…
Türkiye ve dünyada A/H1N1 (Domuz gribi) virüsünün neden olduğu grip salgınının endişesi sürerken, adjuvanlı aşı ile fikirler havada uçuşurken size bu sürekli değişim uğrayan influenza virüsünün dünya çapında neden olduğu salgınlardan biraz bahsedeyim istedim.
“Pandemi” kelimesinin kökeni yunanca “pan” (bütün, tüm) ve “demos” (insanlar, toplum) kelimelerinden gelmektedir. Kelimenin açılımından bütün insanları etkileyebilecek bir durumu ifade etmekte olduğu anlaşılmakta. Pandemi, bir bulaşıcı hastalığın bir kıta hatta dünya çapında büyük bir bölgedeki insan topluluklarını etkilemesi anlamına gelmektedir. İnsanlık tarihinde çiçek virüsünün ve tüberküloz hastalığının yarattığı pandemiler mevcuttur. Şu anda ülkemizde artık 40’lı 50’li yaşların üzerindekilerde görebileceğimiz devasa büyüklükte skarı (izi) mevcut olan aşı, çiçek (variola) aşısıdır. Çiçek hastalığı dünyadan silinmiştir ancak maalesef bazı laboratuarlarda biyolojik silah olarak tutulduğu söylenmektedir.
Gelelim konumuz olan grip yani influenza virüsünün dünyamıza yaptığı kalleşliklere… Virüs, 20. Yüzyılda dünyamızı üç kez vurmuştur. Bunlardan en fazla kaybın yaşandığı 1918 pandemisidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan pandemi, en çok İspanya’da ölümlere neden olduğu için “İspanyol gribi” adını almıştır. Bu salgında maalesef değişik kaynaklara göre 20 ile 50 milyon arasında insan hayatını kaybetmiştir. Bu ölümlerde o dönemde dünyanın bir dünya savaşından yeni çıkmış olması ve tıpta virüs kavramının bile yeni yeni anlaşılıyor olmasının payı büyüktür.
Değişime uğrayan virüs, dünyayı 1957 yılında “Asya gribi” adıyla ikinci kez vurmuştur. Çin’de ortaya çıkan, çocukları ve yaşlıları vuran hastalık, dünyada iki milyon kişinin ölümüne neden olmuştur. Üçüncü ve 20. yüzyılın son pandemisi ise 1968’te Hong Kong’da ortaya çıkmış ve daha çok yaşlılar olmak üzere dünya çapında bir milyon insanın ölümüne yol açmıştır.
H1N1 yani domuz gribi, 21. yüzyılın ilk pandemisi olarak adlandırılmıştır. Ne büyüklükte bir bölgeye yayılacağı ve ne kadar insanı etkileyeceği henüz bilinmemektedir. Önemli olan bizim gerekli önlemleri kendimiz ve ailemiz için almaya çalışmamız olacaktır. Basit gördüğümüz ve savsakladığımız el yıkamayı daha sıklaştırarak ve özen göstererek alışanlık haline getirmek, hastaları en kısa sürede hastalıkları geçene kadar toplumdan izole etmek yapabileceğimiz basit ama karmaşık yöntemlerle bile ulaşılamayacak düzeyde etkili önlemler olacaktır.
Allah’tan Okan Bayülgen Disko Kralı’nı Disko - Medya - Muhabbet Kralı diye üçe böldü de izleyecek doğru dürüst bir şeyler bulabilir olduk televizyonda. Jay Leno ve kıtipiyoz Conan O’Brien izlemekten kurtulduk (Yalan, hala sevmeye sevmeye izliyorum).
Program -daha doğrusu programlar- yıllar sonra izlenebilecek kıvama geldi, geldi de bu pek bir mülayim Bayülgen her an canavara dönüşecek gibi bir beklenti içindeyiz. Ne oldu da yıllardır izlediğimiz, seyircileri bir zamanlar ”fışlatan”, yüzlerine telefon kapatan ve sigara elinden düşmeyen Bayülgen bu olumla hale geldi?
Kanal D ya da Türkiye’deki herhangi bir kanal bu kadar sebat etmez eminim ama ben yine de bundan 10-15 yıl sonra saçlarına, sakalına ak düşmüş Bayülgen’i çocuklarımla haftanın her gecesi izlemeyi isterim. Bizim neyimiz eksik de elin Amerikalısı 30 yıl aynı talk showcuyu izlerken biz Orhan Boran’ı, Cem Özer ve benzerlerini kaybediyoruz? Tıpkı NBC’nin The Tonight Show’u gibi bir stabil program olsun, izlesek de izlemesek de dursun bir köşede; sıkılınca prime time denen gudik zamanın popülist programlarından tekrar ona dönebilelim.
Bu arada Consume Obey Die jenerik müziği sözlüklerde beğenilmemiş. Bence fevkaladenin fevkinde olan bu müziği, Makina Ekibi’nin sitesi olan www.kingodisco.com’dan indirdim ve kendisinin müptelası oldum diyebilirim. Hayko Cepkin gayet güzel söylemiş. Girin siteye, şarkıyı indirin, dinleyin. En azından bu şarkının mp3′ünü indirmek yasal.
Bayülgen gibi jenerik müziği için bile uğraşan, kaliteli program yapan üç-beş adam olsa da dizi manyağı olup debelenen korneamızın, sinapslarımızın pası silinse. Dizi izleye izleye ne olacak bu memleketin hali, bakalım hayırlısı…

Arkadaşlar bu siteye yazar aranmıyor!
Bu site benim ağ güncem ya da bloğum veya her nedersenizim. Dolayısıyla burası benim at koşturduğum, çok da gerekli olmayan ama olmaması için de sebep olmayan bir yer. Bu vesileyle e-posta ile soran arkadaşlara daha önce verdiğim bu bilgiyi sormayı düşünenlere peşin peşin vereyim de borçlu kalmayayım. Yazar olmak isteyenlere www.mantartika.com adındaki şu sıralar vakit bulup da yazamadığımız ortamı öneririm.
Ortanca Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin şiir yarışmasında mansiyon ödülüne layık görülmüşüm.
Giresun’da yapılan ödül töreni ve etkinliklere katılamadım. Ödül plaketi ve belge bana teslim edildi. Ortanca Dergisi’ne ve jüri üyelerine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ödül alan şiiri telif hakkına saygımdan dolayı burada yayımlamıyorum. Bu arada bu tür güzel organizasyonları ve yarışmaları düzenli ve sürekli olarak duyuran bir sanat veya edebiyat sitesinin halen var olmayışının nedenini anlayabilmiş değilim.
Kısıtlı olan vaktimizde duyabildiğimiz az sayıda organizasyona ve yarışmaya katılabiliyoruz. Size iki edebiyat sitesi önerebilirim ancak bunlar da ne yazık ki tam anlamıyla yeterli gözükmüyorlar: www.sanatkop.com ve www.edebiyatdefteri.com. Eğer sizin bildiğiniz herhangi bir kaliteli sanat veya edebiyat sitesi varsa burada reklamını yapmaktan mutluluk duyarım.
Sanat, edebiyat, kültür, yeni yayın, tıbbi herhangi duyurunuz varsa ve bunların geniş bir kesimi ilgilendireceğini düşünüyor iseniz yine bu sitenin kapıları size açık olacaktır.
Başlık size “Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi” filmini hatırlatabilir zaten oradan aşırdım ama şunu belirteyim ki o filmi hiç sevmem.
Biz de her akademik insanın geçmesi gereken merhalelerden geçmek mecburiyetinde olduğumuz için ÜDS (Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı)’ ye girdik. Farkındaysanız, “ÜDS Sınavı” demedim aynen “ÖSS Sınavı” gibi gudik bir tabir olmayacağı gibi bu yazım da yanlıştır zira sınavın sınavı olmaz. Hayatımı sınavlarda tüketen biri olarak sınavlara bu hakareti ettirmem ve “sınavı sınavı” yazdırmam, dedirtmem.
Bu yazım ve söyleyiş yanlışından daha doğrusu Türkçeyi yanlış kullanma örneğinden haraketle başka bir konudan bahsetmek istiyorum ama önce ÜDS konusunu bitirelim.
Buz gibi bir okul dersliğinde sınava girmiş olduğum için pek de mutlu değilim, itiraf edeyim. İşte size bazı sınav önerileri:
Sınavlara giderken mutlaka yanınızda bir palto, kazak vb. olsun. Ne zaman nerede donacağınız belli olmuyor. Dışarısı çöl sıcağından kavrulurken nedense okul derslikleri bazen soğuk olabiliyor!
Sınav salonu gözetmenleri! Allah aşkına gereksiz muhabbetlere girmeye çalışmayın. Biliyorum sabah sabah evinizden, sıcak yatağınızdan kalkıp geldiniz ama benim gibi artık sınavlardan bıkmış bir bünye de sizin gibi sabah sıcak yatağından kalkmış ve neredeyse 6 yıl sonra tekrar kurşun kalem ve silgi ile tanışmış durumda. Ben muhabbet edeceğiniz son kişi olabilirim. Gülümsemem tamamen nezaketim gereğidir yoksa sohbete katılma isteğim zerre kadar yoktur. Üç saat sınav sorularını cevaplayıp sonrasında İngilizceyi tamamen unutmak istiyorum.
Sınava giren arkadaşlar; lütfen evde sümüğünüzü silin de gelin. Tamam anlıyorum ben de lisedeyken sınavlarda bazen heyecanlanırdım ve benim de burnum akardı ama artık 30′lu yaşlara adım atmanın arefesindeyiz. Rica ederim sizin sümüğünüzün hışırdaması soru çözerken bizi fevkalade rahatsız etmekte. Burnunuzu iyice silin ve sonra sınav salonuna girin.
Sınavlarda artık tuvalete gitme hakkı verildiğini yeni öğrendim. Benim gibi ÖSS’de çişinin gelmesinden korkan ve bu önemli mevzuyu kitabında (bkz. Gelecek Yılın ÖSS Soruları) ayrı bir bölüm açarak detaylı anlatan bir birey bundan gerçekten mesut oldu. Her ne kadar üç saatlik sınav süremde bunu kullanma ihtiyacı hissetmesemde o soğuk sınav salonunda dakika başı çiş için kalkan insanlar adına sevindim.
ÜDS, içinde çok gereksiz sorular ve uzun paragraflar bulunan bir sınav. Bu sınavın neyi ölçmeye çalıştığını ben anlayamıyorum açıkçası. Eğer İngilizce düzeyimizi belirleyecekse, kendisi gayet gereksiz zira bizim tıp camiası olarak bütün kaynaklarımız ne yazık ki zaten İngilizce. Eğer bir makale yazma ya da araştırma yapma gereksiniminiz var ise İngilizce bilmek zorundasınız. Yurtdışında kursa veya kongreye katılacak bir de üstüne üstlük sunum yapacaksanız zaten İngilizce konuşmaya mecbursunuz. Her ne kadar kalbimiz Türkçemizin bilim dili olması için çarpsa da şu an için maalesef elimizden bir şey gelmemekte.
ÜDS için size iki çevrimiçi (online) kaynak öneriyorum: www.bademci.com ve www.remzihoca.com özellikle birincide gerçekten güzel hazırlanmış dilbilgisi (grammar) ve kelime (vocabulary) çalışma dosyaları var. Ayrıca geçmiş yıllarda çıkan sorular da konmuş. Hem de ücretsiz. Vakit bulup hepsine bakamadım ama bunun gibi siteleri hazırlayanları tebrik ediyor ve destekliyorum. Israrla savunuyorum; bilginin, ilimin yayılmasının tek yolu ücretsiz olmasıdır.
Şimdi sıra geldi başka bir Türkçeyi yanlış kullanım örneğine:
Benim de maalesef yeni öğrendiğim sık yapılan yanlışımız, Murat Bardakçı’nın HaberTürk’te yayımlanan “Tarihin Arka Odası” adlı uzun süren ama yararlı bilgiler edindiğimiz programının son bölümünde (03.10.2009) dile getirildi.
Efendim; yıllardır bildiğimiz “çaydanlık” kelimesi aslında yanlışmış. Doğrusu “çaydan” olmalıymış. -dan eki Farsça zaten “-lık” ekinin kattığı anlamı katıyormuş ve “çaydan” kelimesi zaten “çaylık” anlamı taşıyormuş. Yani “çaydanlık”, aslında “çaylıklık” demek ve yanlış. Mum demek olan “şam” kelimesinden “şamdan”ın türemesi gibi “çaydan” kelimesi de türemiş ve doğru kelime de buymuş.
Öğrenmiş olduk.
Aynı şekilde “hanedanlık” da yanlış kullanım. Haberiniz olsun.
Artık Dermatoloji Anabilim dalının ismi değişti. Bu nedenle, Dermatoloji uzmanlığının adı Deri ve Zührevi Hastalıkları uzmanlığı olarak yeniden belirlenmiş oldu. Böylelikle, bendeniz artık Deri ve Zührevi Hastalıkları uzmanı olmuş bulunmaktayım. Bildiririm. Öyle uzmanlık yemeği fotoğraflarını da Facebook vb. sitelere koymamı beklemeyiniz. Zira kendi sitem varken ne diye başkalarına muhtaç olayım Biz bu siteyi bu günler için açtık. Ezcümle, şu anda hayırlı olsun dediğinizi umuyor, diğer araştırma görevlisi arkadaşlara da “Allah kurtarsın” diyoruz.

Belçika’nın Ghent ya da Gent ilinde 05-10 Temmuz 2009 tarihler inde EADV (Avrupa Dermatoloji ve Veneroloji Derneği) tarafından düzenlenen dermatopatoloji kursuna katıldık.
Bu yazıdaki resimlerin üzerine tıklayarak onları büyük boyutlarda görüntüleyebilirsiniz.
Maalesef, vaktimin kısıtlı olması nedeniyle çok fazla bilgi olamayacaktır bu yazıda ancak, yine de okumanız samimiyetle tavsiye edilir.
Belçika 3 büyük yönetim(hükümet)den oluşuyor: Flaman Bölgesi, Valonya ve Brüksel. Aslında siyasi fedaralitede 10 eyalete sahipler.
Belçika’nın büyük şehirleri (Bu kısım wikipedia’dan alınmıştır) :
- Brüksel (Brüksel Bölgesi)(1.006.749)
- Anvers (Anvers Eyaletinin başkenti) (457.749)
- Gent (Doğu Flandre Eyaletinin başkenti) (230.951)
- Charleroi (Hainaut Eyaletinde bir kent)(201.373)
- Liège (Liège Eyaletinin başkenti) (185.574)
- Brüj (Batı Flandre Eyaletinin başkenti) (117.351)
Kuzeyde Flamanca, güneyde Fransızca, başkent Brüksel’de ise Fransızca, İngilizce ve Flamanca konuşuluyor.
Toplam nüfusun % 60′ının ana dili Flamanca, % 39′unun Fransızca ve yalnızca %1′inin Almanca.
Ghent’e giderseniz, halkın pek de İngilizce’ye aşina olmadığını görürsünüz. Bir şey sorduğunuz vakit size gerçekten yardım etmek isteyen hatta Flamanca “çırpınan” yardımsever insanlar görüyorsunuz ama Flamancanız yoksa doğal olarak onları anlayamıyorsunuz.
Ghent, oldukça sessiz, sakin, çünkü tenha ama fevkalade turistik ve tarihi bir şehir. Aslında bizim anladığımız gibi ucu bucağı olmayan iller değil Belçika şehirleri. Zaten Belçika’nın topu topu 34 bin km kare yüz ölçümü var. On milyon nüfuslu bu ülkede kişi başı GSMH ise 31,500 dolar.
Ghent’teki binaların bir kısmının yüzyılları bulan yapım aşamaları varmış. Bazıları yeterli para bulunmadığından on yıllar hatta yüz yıllar sonra tamamlanabilmiş.
Oldukça yağmur alan yemyeşil ormanların, tarlaların ve parkların bulunduğu ülkede paganist kültüre o kadar sahip çıkılmış ki, zamanında bu bölgeye gelip hıristiyanlığı yaymak isteyen misyoner rahipler kanallara atılarak öldürülmüş.
İlk gün 28-29 dereceyi bulan hava sıcaklığı ilerleyen günlerde 19-20 dereceye düştü. Yağmurun bir yağıp bir durduğu hava ise bizi pek de bunaltmadan gün içinde değişimler gösterdi.
Lokantalarda turistlerin bedava alabileceği haritalarla şehrin tarihi merkezini rahatlıkla dolaşabiliyorsunuz. Bütün tarihi binalar bu haritalarda işaretlenmiş ve anlatılmış.
Ghent şehir merkezinde tarihi alışveriş merkezi, kale, saat kulesi ve kiliseler mevcut.
Kanallarda bot gezileri yapılabiliyor.
Şehri 1 euro ile kısa bir süreliğine dürbünden izleyebilirsiniz. İzlemeseniz de olur paranız cebinize kalsın pek de bir özelliği olmayan basit dürbün.
Kanallardaki su çok da temiz değil hatta arada koku da gelmiyor değil.
Oldukça tenha bir tarihi alanda dolaşmak insana huzur veriyor.
Aşağıdaki Ghent ve Brugge fotoğraflarından istediğiniz şiddet uygulayarak görüntülenmesini sağlayabilirsiniz.
Sabahları ders, öğleden sonraları patoloji örnekleri, akşam ise gezi ile geçen günlerin ardından, Belçika’nın Gent, Brüksel ve incecik dantelleri ile ünlü Brugge şehrini fırsatınız olursa gezmenizi şiddetle tavsiye ediyor ve bu yazıyı çok da uzatmadan mecburen noktalıyorum.
Kısa notlar:
- Belçika’da otobüs/tramvay duraklarında saat listeleri mevcut. Bütün otobüsler daima zamanında geliyor! Yazan zamandan dakika bile sapma olmuyor!
- Atıştırmalık olarak sadece patates kızartması yeniyor.
- Waterzooi ve Scampi yenebilecek yemeklerden.
- Her ne kadar özel dense de asla ve asla Waffle yemeyin. Berbat yapıyorlar.
Biraz da Aşka Zaman Ayır, Engin Şenel’in ikinci kitabı. Yazar, ilk kitabı bir mizah kitabıyken bu sefer çok farklı bir tarzda karşımıza çıkıyor. Bu eser, herkes okusun diye yayımlanmış bir kitap da değil. Ona göre şiir, bir insanın duygularını yansıttığı anlık bir yoğunluk yansıması olduğundan, bir şiirin herkes tarafından anlaşılması, paylaşılması da beklenmemelidir. Beğenen bu kitabı okur, beğenmeyen ise beğenmesi umulan birine hediye eder. Kitaplar raf doldurma aracı değildir. Bu nedenle bir kitabı olabildiğince çok kişiyle paylaşınız. Yazarın www.enginsenel.com ya da www.doktorengin.com sitesinden güncel bilgilerine, eserlerine eğer üşenmeyip koymuşsa ulaşılabilir. (Kitap arka kapağı yazısı)


Dr. Engin Şenel’in biyografisi Marquis Who’s Who in Medicine & Healthcare’in 7. baskısında (2009-2010) yayımlandı.
Biography of Engin Senel, MD has been published in the 7th edition of Marquis Who’s Who in Medicine & Healthcare (2009-2010).
2009 Mar;18(1):21-3.
EMO syndrome is a rare extrathyroid syndrome, seen in only 1% of patients affected by extrathyroid complications of Graves’ disease. A 73-year-old woman presented with a 1-year history of asymptomatic local swellings on her legs and feet. Physical examination revealed moderate proptosis and multiple, firm subcutaneous nodules of 1 to 5 cm in diameter located on the anterior and medial aspects of the shins and on feet. The patient had a history of bilateral knee arthroplasty 5 years ago. Histopathologic examination showed deposition of mucin and perivascular lymphocytic infiltration in the dermis. Dermatologic and pathologic findings were consistent with pretibial myxedema. Laboratory tests showed normal thyroid stimulating hormone (TSH) and serum free T3 and T4 levels. The TSH receptor antibody titer was elevated. Thus, with all these findings she was diagnosed with exophthalmia, myxedema, and hypertrophic osteoarthropathy (EMO) syndrome. The lesions were completely treated with three monthly intralesional corticosteroid injections and at the 4-month follow-up no recurrence was observed. Only three euthyroid cases with pretibial myxedema have been reported in the literature. Patients that have asymptomatic pretibial nodular or plaque lesions should be investigated with an ophthalmologic examination and laboratory workup to clarify a possible underlying thyroid gland disease and EMO syndrome.
 Generalize granuloma annulare
Indian J Dermatol Venereol Leprol.
2009 May-Jun;75(3):287-9.
Aşkin U, Durdu M, Senel E.
Department of Dermatology, Başkent University Faculty of Medicine, Ankara, Turkey.
Granuloma annulare is a granulomatous disorder of the dermis and subcutaneous tissue, with different clinical types. Generalized granuloma annulare is a rarely encountered clinical entity. We describe a 60-year-old woman with a 4-month history of generalized annular lesions. She had a history of myelocytic leukemia and chronic hepatitis B virus infection. To date, both acute myelocytic leukemia and hepatitis B virus infection have been described independently in association with generalized granuloma annulare but have never been described together in association with generalized granuloma annulare. Probable etiological causes of granuloma annulare are discussed in our patient.
Bu filmin afişi, “bir filmin afişi nasıl kötü olur?” konulu bir ders olursa örnek olabilecek türden. Afişi görünce, “kesinlikle gitmeyeceğim filmler” kervanına katılabilecek olan film, gösterimdeki diğer zamandaşlarının oldukça -bana göre- keyifsiz olmalarından dolayı “kerhen” tercih ettiğim bir seçenek olmuştu.
Zamandaşlarına bakınız:
Pink Panther 2. Imdb.com puanı 4-5 arası gezen bir filmdir kendisi. Zaten ilk film, Steve Martin’in Beyoncé ile Pink Panther mirasını batırayazdığı bir çıtır çerez olmuştur. İkincisinin çekilmesine gerek bile yoktu.
Diğer zamandaş ise bir korku filmiydi. 13. gün mü öyle bir şey… 18 yaş sınırının olduğu bir film. Ben Banderas’ın “13. Savaşçı” filmine gitmiş adamım, bir filmin adında “13″ geçiyorsa o ortamdan hızla uzaklaşırım. Ayrıca sevgiliye yakınlaşmanın haricinde sinemada korku filmi izlenmesinin saçmalık olduğunu düşünürüm. Paramla korkacak halim yok! Para verdim, eğlenmeye gidiyorum, vahşet görmeye değil.
“Deli Deli Olma”ya gelecek olursak,
Afişte “küçücük bir dünyada kocaman yüreklerin hikayesi” yazıyor. O kadar klişe bir laf ki… Zaten sönük ve soluk bir renk seçimi… Bu cümleyle birleşmiş. Biz bu cümleyi Vizontelelerde bıraktık artık. Tarık Akan da Vizontele Tuuba’daki Tarık Akan değil. Tarık Akan bu filmde bir “Malakan”, harikulade bir “Mişka” ve dokunaklı bir “Yeke Kişi”… Kısaca belirtmek gerekirse bütün zamane jönlerine oyunculuğun ne demek olduğunu öğreten bir hazine.
Filme gelince…
Tek kelime ile mükemmel bir film olmuş. “Deli Deli Olma”, Kars’ta “aklını başına al”, “aklını başına topla” demekmiş. Sinema salonuna girmem ile film beni çekim alanına aldı ve aklımı başıma toplamam hususunda uyardı. Öyle salt drama filmi de değil. Çoğu saniyeler mizah ve biraz da “çocuk küfürü” ile geçiyor.
Çok hoş bir siteye sahip: http://www.delideliolma.com
Sitedeki piyano zaten filmi izlediğinizde anlayacağınız üzere, sürekli dönüp dolaşan cansız bir müzik aleti değil adeta filmin bir oyuncusu haline gelmiş.
Ezcümle, gidebiliyorsanız mutlaka gidin 2009′un -şimdilik- en iyi Türk filmine…
 Multiple pink-violaceous infiltrated cutaneous nodules on the trunk.
Arch Dermatol. 2009 Mar;145(3):321-6.
Senel E, Köse OK, Güleç AT, Avci Z, Ozbek N, Seçkin D.
Baskent University Faculty of Medicine, Ankara, Turkey.
A 25-day-old male monozygous twin neonate, whose parents were second-degree relatives, was referred to our clinic for evaluation of red nodules covering all of his body since birth. Dermatologic examination disclosed multiple pink to violaceous infiltrated cutaneous nodules with diameters of 0.5 to 2.0 cm on his scalp, face, trunk, and left knee (Figure 1). No petechiae or ecchymoses were seen. Bilateral inguinal lymphadenopathy was detected during physical examination. There was no hepatosplenomegaly. A punch biopsy specimen was obtained from a nodule on the left knee and was sent for histopathologic examination (Figure 2 and Figure 3).
Department of Dermatology, Başkent University Faculty of Medicine, Ankara, Turkey.
Makaleye doğrudan ulaşmak için tıklayın
|
Telif Hakkı Copyright enginsenel.com 2009. All rights reserved. Bu sitedeki ürünlerin bütün hakları Engin Şenel'e aittir. Bu sitede/ağ günlüğünde/güncesinde yayımlanan yazılar, şiirler, resimler ve diğer bütün materyaller kaynak gösterilerek tamamiyle ya da kısmen rahatlıkla kullanılabilir. Kaynak göstermeden eserlerin alıntılanması veya kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suç teşkil eder.
Erişim Bu siteye, www.enginsenel.com, www.doctorengin.com ve net, www.doktorengin.com ve net, www.enginsenel.com.tr alan adlarından ulaşabilirsiniz.
|
Son Yorumlar